15 bin kadının ‘haksız emekli’ aylığı kesildi
DEVLET, ölen babalarının emekli maaşını alabilmek için anlaşmalı boşanan kadınların peşine düştü.
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), resmi olarak boşandıktan sonra eşiyle aynı evi paylaşan, evlilik durumlarını devam ettiren 30 bin kadına dava açarken, bu durumu tespit edilen 15 bin kişinin aylığı da kesildi. SGK denetim ekipleri kurarak boşananları takibe alması özel hayat ihlalini gündeme getirirken, Anayasa Mahkemesi, “SGK özel hayatı ihlal ediyor” yönünde gelen bireysel başvuruyu redetti.
SGK DEDEKTİF GİBİ
SGK, 1 Ekim 2008’de yapılan düzenlemeyle anlaşmalı boşanarak ölen babalarının maaşını alarak kurumu zarara uğratan kadınları dedektif gibi takibe aldı. İl Müdürlükleri bünyesinde kurulan denetim ekipleri, Aile Mahkemeleri’nde boşanan kadınların listelerini mercek altına aldı. İhbarlar ve şikayetleri de dikkate alan ekipler, bugüne kadar 30 bin anlaşmalı boşanmayı tespit etti. Denetim ekipleri, çevre soruşturması, elektrik, telefon, su faturaları ile kira kontratlarıyla da belirlediği kişiler için yasal işlem başlatılması için dosya hazırladı. Kurumun hukuk birimi de kişilerle ilgili davaları açtı.
SGK, açtığı davalarda kurumdan haksız yere maaş alan kişilerden bugüne kadar 5 milyon 440 bin lira tahsil etti. Yapılan tespitlerde haksız yere maaş alan kişilerin kurumu 10 milyon liranın üzerinde zarara uğrattığı kaydedildi.
YÖNETMELİK DEĞİŞTİ
Var olan yönetmelikte dolandırıcılıktan suç duyurusunda bulunma zorunlu kılınıyordu. Yargıtay, kişilerin boşandıktan sonra da beraber yaşma hakları bulunduğuna ve bunun dolandırıcılık sayılamayacağına ilişkin içtihat kararları verdi. Bunun üzerine yönetmelikte değişikliğe gidildi ve dolandırıcılıktan suç duyurusunda bulunma zorunluluğu kaldırıldı. Kurum, şimdi sadece ödenen paranın tahsili için dava açabiliyor.
Adli Tıp'ın 'Kendisini vurdu' raporuna askeri mahkeme inanmadı
Askeri mahkeme, ATK'nın ikinci raporuyla da ikna olmayınca dosyayı, görüş belirtmesi için bir adli tıp uzmanına gönderdi.
Kahramanmaraş’ta askerlik görevini yaparken beraber nöbet tutuğu askerin ‘tüfeğiyle dürterek uyandırdığı sırada namluya dokunması’ sonucu hayatını kaybettiği iddia edilen er Eren Özel’e ilişkin Adli Tıp Kurumu (ATK) 1. İhtisas Kurulu’nca hazırlanan ikinci raporda, ölümün sanığın anlattığı şekilde gerçekleştiği ifade edildi. Oysa sanık asker, Er Özel’in ölümüne ilişkin birbiriyle çelişen dört ifade vermişti.
Ayrıca hazırlanan özel bilirkişi raporunda, ATK’nın birinci raporunun aksine Özel’in uyur pozisyonda öldüğü ve kulağının altında darbe izi olduğu belirtilerek, cinayete işaret edilmişti. Askeri mahkeme, ATK’nın ikinci raporuyla da ikna olmayınca dosyayı, görüş belirtmesi için bir adli tıp uzmanına gönderdi.
YATTIĞI YERDE VURULDU
Er Özel, 8 Eylül 2011’de Kahramanmaraş 5. Zırhlı Tugayı’nda askerliğini yaparken üst devresi er Ahmet Aktaş’la nöbete gitmişti. İddialara göre İlkin Aktaş uyumuş, sonra Özel aynı bölümde kıvrılmıştı. Özel, yattığı yerde sol gözünden vurulmuş vaziyette ölmüştü. Önce erin intihar ettiği söylendi.
Aynı gün ifadesi alınan Aktaş tüfeğinin duvara çarpıp ateş aldığını öne sürdü. İkinci ifadesinde, duvara yasladığı tüfeğin Özel’in üzerine düştüğünü, erin de tüfeği tutup ayağa kalkmak isterken patlama olduğunu iddia etti. Üçüncü ifadesinde, tüfeğin kapıya çarparak patladığını savundu. Dördüncü ifadesinde ise ‘tüfeğiyle dürterek uyandırdığı sırada namluya dokunması’ sonucu Özel’in kendisini vurduğunu iddia etti.
Özel Ailesi’nin avukatı Tonguç Aslan, ikinci ATK raporunun ilkinin tekrarı olduğunu savunarak, “İkinci rapor, kes-yapıştır-kopyala metin gibidir. Eskisinden tek bir farkı, son cümlesidir. Orada da, ölümün sanığın anlattığı gibi gerçekleştiği iddia ediliyor. Oysa sanığın birbiriyle çelişen dört ifadesi var. ATK bu dört çelişkili ve tutarsız ifadeden birini seçerek yorum yapıyor. Böylece hem askeri mahkemenin görev alanına giriyor, hem de yanlı davranıyor” dedi.
Dilekçeyi işleme almamanın cezası 6 ay hapis
Türk Ceza Kanununun 121. maddesine göre, dilekçeyi işleme almamanın cezası 6 aydan başlıyor.
Yetkiyi eline alan yeni amirler bir çok mevzuattan haberdar değil. Bu nedenle, ellerindeki gücü çok hoyratça kullanabilmektedir.
Okul müdürü sözlü mülakatları sonrasında, bir çok üyemiz, dilekçelerinin işleme konmadığını, posta yoluyla gönderilen dilekçelerin bizzat il veya ilçe milli eğitim müdürlüğüne gidilerek elden verilmeye zorlandığını belirtmektedir.
Dilekçenin işleme alınmaması veya bürokratik bir kuralla vatandaşa mobbing uygulanması hem 3071 sayılı Dilekçe Hakkı Kanununa hem de 2004/12 sayılı Başbakanlık Genelgesine aykırıdır.
Ancak bu konudaki esas suç, Türk Ceza Kanununda tanımlanmıştır. Ceza Kanunumuzun 121. maddesine göre, dilekçeyi kabul etmemenin cezası 6 aydan başlamaktadır.
İlgili madde metni şu şekildedir:
"Madde 121 - (1) Kişinin belli bir hakkı kullanmak için yetkili kamu makamlarına verdiği dilekçenin hukuki bir neden olmaksızın kabul edilmemesi halinde, fail hakkında altı aya kadar hapis cezasına hükmolunur."
Bu maddeye göre, dilekçesi işleme konmayan memurun bu maddeyi gerekçe göstererek bir dilekçeyle durumu Cumhuriyet Savcılığına bildirmeleri, Kanunun açık hükmüne rağmen işlem yapmayan Savcıları da HSYK'ya şikayet etme hakları bulunmaktadır. Kanunun hükmü çok açık olduğundan, Savcılıkların takipsizlik verme ihtimali çok zayıf bir ihtimaldir.
Bugünden itibaren ticaret hayatı değişiyor
Elektronik ticaret kanununda yapılan düzenlemelere göre işletmeler tüketiciden izinsiz olarak, otomatik arama makineleri, faks, elektronik posta ve kısa mesaj gibi elektronik haberleşme vasıtalarının kullanılması suretiyle pazarlama iletişimi yapamayacak.
Elektronik ticarete ilişkin esasları düzenleyen elektronik ticaretin düzenlenmesi hakkında yasa Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. Yasa, 1 Mayıs 2015 tarihinde yürürlüğe girecek.
Yasa'nın "değiştirilen mevzuat" başlığı altında düzenlenen 14. maddesinin 5. fıkrasına, "İşletmeciler, sundukları hizmetlere ilişkin olarak abone ve kullanıcılarıyla siyasi propaganda içerikli haberleşme yapamazlar" hükmü koyuldu. Yasada yer alan hükümlere göre, ticari elektronik iletileri, alıcılara önceden onaylarını almadan birden fazla gönderen hizmet sağlayıcılara 10 bin liradan, 50 bin liraya kadar idari para cezaları verilecek.
İŞTE DÜZENLEMEYE EKLENEN MADDE
"İşletmeciler tarafından, sundukları hizmetlere ilişkin olarak abone ve kullanıcılarla, önceden izinleri alınmaksızın otomatik arama makineleri, fakslar, elektronik posta, kısa mesaj gibi elektronik haberleşme vasıtalarının kullanılması suretiyle pazarlama veya cinsel içerik iletimi gibi maksatlarla haberleşme yapılamaz. İşletmeciler, sundukları hizmetlere ilişkin olarak abone ve kullanıcılarıyla siyasi propaganda içerikli haberleşme yapamazlar" yasal düzenlemeye eklenen bu madde ile artık tüketicilerin cep telefonlarından izinsiz pazarlama amacıyla aranmalarının önü kapanıyor.
AYRICA ONAY YOK
Ticari elektronik iletiler, alıcılara ancak önceden onayları alınmak kaydıyla gönderilebilecek. Bu onay, yazılı olarak veya her türlü elektronik iletişim araçlarıyla alınabilecek. Alıcının kendisiyle iletişime geçilmesi amacıyla iletişim bilgilerini vermesi halinde, mal ve hizmetlere ilişkin değişiklik ile ticari elektronik iletiler için ayrıca onay alınmayacak. Buna karşılık, esnaf ve tacirlere önceden onay alınmaksızın ticari elektronik iletiler gönderilebilecek.
Alıcılar diledikleri zaman, hiçbir gerekçe belirtmeksizin ticari elektronik iletileri almayı reddedebilecek. İşletmeciler; kendi sundukları hizmetlere ilişkin olarak abone ve kullanıcılarla, önceden izinleri alınmaksızın elektronik haberleşme vasıtalarının kullanılması suretiyle doğrudan pazarlama veya cinsel içerik iletimi gibi maksatlarla istek dışı haberleşme yapamayacak.
Eşine 'Salak' diyen koca tazminat ödeyecek!
Yargıtay, 'Kişiliğe saldırı, evlilik birliğini sarsar' kararı aldı.
KIRIKKALE’de yaşayan R.K., eşi M.K. aleyhine boşanma davası açtı. Genç kadın, boşanma davasında, kocasının kendisine “Salak” diyerek hakaret ettiğini belirtti.
R.K. ayrıca eşinin bir tartışma sırasında evde bulunan düğün fotoğraflarını yırttığını iddia etti ve manevi tazminat istedi. Boşanma davasının görüldüğü Kırıkkale 1. Aile Mahkemesi, eşe “Salak” demenin ve düğün fotoğraflarını yırtmanın boşanma için yeterli delil olmadığına ve bu nedenle tazminata hükmedilemeyeceğine karar vererek davayı reddetti.
Dosyanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Kırıkkale 1. Aile Mahkemesi’nin verdiği kararı bozdu. Yargıtay, aile birliğinin temelinden sarsıldığını belirterek çiftin boşanması yönünde hüküm kurulmasına karar verdi. Yargıtay’ın bozma gerekçesinde şöyle denildi:
“Türk Medeni Kanunu’nun 174/2 maddesi boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda; tazminat isteyen davacıdavalı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır.”