Global Rekabette İz Bırakmak

Günümüz dünyası hızla değişiyor tabiki markalarında bu değişime ayak uydurması gerekiyor. Markaların kendilerini bu değişime adapte ederek gelecek dönemler için pazarda yeniden bir konumlandırma yapmaları artık kaçınılmaz oldu. Markalar eğer bu oyunda aktif bir oyuncu olarak kalmak istiyorlarsa çeşitliliğin ve rekabetin çok fazla olduğu günümüz tüketim çağında müşterisinin sadık kalmasını sağlaması gerekiyor. İnovasyonun önemini fark eden ve bu yönde aksiyon almış olan şirketler günümüzde ve gelecekte ayakta kalmayı başarabilen markalar olacaklardır.

Fakat Türkiye ekonomisine baktığımzda sektörlerin global rekabette öne çıkması için değer üretmesi gerektiğini görüyoruz.Yerli üretim diye yazıp çiziyoruz, ihracatı arttırmak için çeşitli yönetmler deniyoruz ama yinede baktığımızda global markalar arasında ilk sıralarda bir Türk markası göremiyoruz.Nerede tıkanıyoruz, neyi başaramıyoruz.?..

Son yıllarda çok fazla duyduğumuz bir kavram “İnovasyon” . Araştırma geliştirmede, tasarımda, yaratıcıklıkta daha fazla adımlar atmalıyız. Yerimizi robotlara kaptırmak üzere olduğumuz günümüz dijital çağında bilinen o ki taklit edilemeyen tek şey inovasyon kabiliyeti.. İş dünyasında bunun bir üstünlük olduğunu kabul eden ve hızla aksiyon alabilen şirketler ayakta kalıyor. Görüyoruz ki gelişmiş ülkeler inovasyon konusunda dünyaya liderlik ediyor.

Tabiki burada ülkenin sunduğu olanaklara da bakmak gerekiyor.Demokrasi, refah,eğitim,ekonomi,donanım ve tabiki özgürlük!! Ülke ekonomisinin yaratıcı sınıfları ve yaratıcı girişimleri desteklemesi gerekmektedir. Aksi taktirde ülke dışa açılım yapamaz, taklitçi, fasoncu, ucuza mal edip ucuza satmak kafasında olup hep birileri yapsın bizde taklit edelim der dururuz. İçe beyin göçü alan ülkeler sıralamasında Türkiye’in ilk sıralarda yer aldığını okumuştum.İnovasyon reçetesi veremeyince dışarıdan beyin göçü almak artık imkansızlaşıyor. Oysa hemen aklıma gelen bir örneği paylaşmak istiyorum.

Pek çoğumuz biliriz ki Avrupa kahve ile Türkler sayesinde tanışmşıtır. Kahve deyince ilk akla gelen ülkerlerden biri Türkiye’dir ama bizim Türk kahvemiz ile global bir marka yaratmak gibi bir vizyonumuz hiç olmadı.Kahveyi İtlayan kültürünün bir parçası olarak içer gideriz işte.

Ülkemizde bir de geleneksel tat haline gelimş simit&çay keyfimiz vardır. Dünyada hak ettiği popüleritesine ulaşamamış, bir türlü globalleştiremediğimiz simit ise dünyaya açılımını tam anlamıyla tamamlayamadı bana göre.. Ürün ve hizmeti dünyaya açarken yerel gibi düşünmeyi öğrenmek gerekiyor sanırım.. Kabul etmek gerekir ki biz Türkler pazarlamada da inovasyonda olduğumuz kadar zayıfız. Ülke ekonomisinin desteği ile pazarlama ve inovasyona ciddi şekilde yatırım yaplıması gerekiyor, yapılmadığı taktirde refah kaybı, işletmeler için Pazar kaybı ve ülke için yok oluş demek diyebiliriz.

Tabiki tüm bunlar çok kolay değil zor bir iş ama bugüne kadar yapılan örnekler incelenerek , tehdit ve riskleri analiz edilerek belirlenen stratejilerle başarabileceğimizi düşünüyorum..

Tüm bunların ortak paydası global rekabette bizim de izimizin olmasıdır.

Sevgiler,

Duygu Özdemir