Fakat artık dünyaca ünlü markalar bunun da bir tık ötesine gittiler ve pazarlama anlayışlarını “ Müşteriye fayda esastır.” olarak devam ettirmektedirler. Müşterinin markadan asıl beklentisi istemiş olduğu ürün veya hizmetin kendisine sunulmasıdır. Yani markanın asıl yapması gereken satış yapmak ama artık rekabetin çok fazla olduğu son yıllarda önemli olan fark yaratmak.. Farklılaşmak.Bunun için markaların müşteri beklentisinin üstüne çıkması gerekiyor. Ürün veya hizmet satışını yapacak fakat üstüne farklı ne yapacak?
İşte bu noktada devreye müşteri ihtiyaçları giriyor. Müşteriye yardımcı olması gerekiyor markanın. Hatta daha da ötesi var, müşteriyi ömür boyu kazanabilmek için “dost”a dönüştürmesi gerekiyor.. Müşteriye fayda sağlaması gerekiyor ve bunu yaparken yarattığı her faydanın satışa dönüşmesini beklememelidir..Aslında karşılık beklemeden yapmalı önemli olan müşterinin güvenini , sevgisini kazanmasıdır.
Eğer müşteri ile güven,sadakat köprüsü kurabilirse zaten onu ömür boyu kazanmış olur hatta sadece onu değil, Word of Mouth ( Ağızdan ağaza pazarlama ) yöntemi ile hemde daha düşük maliyet kalemleri ile marka zaten kendi kendine dillere palesenk olur hemde güven bağı ile bu da zaten süreklilik için en önemlisi değil midir?
Starbucks sevmeyen varsa parmak kaldırsın... Dünyanın en iyi üniversiterlerinde, MBA ‘de pazarlama derslerine konu olmuş, case studylerin vazgeçilmezi Starbucks.....Starbucks içeceklerini sevmeyebilirsiniz ama Starbucks’ın kendisini bile seviyoruz bugün. Hayır, logosunu, logusun rengini,web sitesini değil.. Starbuks’ın aklımızda hatta kalbimizde oluşturduğu algıyı seviyoruz. İşte zaten marka olmak bu demektir. Marka olmak sadece logo,motto olmak değilidir..Starbucks dünyada buna en iyi örnek..
Neyi farklı yapıyor Starbucks? Öncelikle ilk önem verdiği müşteri deneyimleri ve iç/dış müşteri memnuniyeti.. Markayı bir ürün yöneticisi yönetmiyor aslında, markayı müşteriler yönetiyor. Müşterilerin taleplerini dinliyor, onları anlayıp isteklerine cevap veriyor hatta bu zaman zaman kaliteden ödün verdiği söylentilerine yol açsa bile.. Hatırlar mısınız? Starbucks ilk kez yağsız süt kullandığında buna başta Starbucks CEO’su Howard Schultz dahil pek çok tepkiler geldi fakat Starbucks için önemli olan müşterinin ne istediğidir.İtalyan tarzı espressoya geçtiğinde kahve kalitesi düştüğü söylensede Starbucks bunuda yine müşteri talepleri doğrultusunda gerçekleştirdi. Yani aslında Starbucks çalışanlarını ve müşterilierini dinledi sadece..
Hatta çalışanlarına “partnerlerimiz” diye seslendi... Müşterilerine “ misafirlerimiz” dedi.. İşte böyle yaparak Brand Like değil amaç Brand Love olmakı ve bunu başararak bizim kalbimize dokundu. Hepimizin bildiği Starbucks logosunu anımsayalım şimdi.. İşte artık o logo ile oluşturulan markalaşma algısı ölüyor ve Starbucks bunu çok iyi biliyor.. Artık Starbucks markası son yıllarda sosyal medya ile hayatımıza giren hastag ler ile (#starbucks ) bizlerin paylaştığı tüm o görsellerin hepsi...
Karl Marx şöyle demiş; “ Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlarıdır, oysa sorun onu değiştirmektir. “ bu cümle aslında benim bu makaleyi yazma sebebimi özetliyor. Pazarlamacılar “ pazarlama “ kavramını değişik şekillerde yorumluyor ama önemli olan bunu değiştirebilmek. Pazarlamanın metodları değişmiyor değişen pazarlama kavramı.. Değiştirenlerin hayatta kalabildiklerine şahit oluyoruz. Jack Trout’un kitabında dediği gibi “ Farklılaş ya da öl “ farklılaşamazsan, müşteriye doknumazsan günümüz markalar dünyasında hayatta kalman çok zor..